Hayalleri dağ yollarında kalan çaresiz çocuk

Son gelen maillerde; insanlar benim aşırı duygusal yazdığımı ve duygularına Hakîm olamadıklarını söylüyor. Affınıza, bazen kendimi fazlasıyla kaptırıyorum…

Pek çok kişi soruyor: ”duygusallığı abartmadan eleştri yapma yeteneğin var mı? “

Ve ekliyor; aşk acısı çekenlere de yardım et, çok zor durumdayız…

Sınav maratonunda ara verdiğim yazılarıma geri dönüş yaptım, zira ne düşünceli insanlardır ya; sevdiği kişi okuyunca ağlamasın diye katlanıyor, helal olsun kardeşlerim! Minnetim sizlere…

Neyse duygusallıktan çok eleştirelliğe dayalı yazımı nezdinde sunuyorum…

Yüzünüzde küçükte olsa bir tebessüm bırakmak dileğiyle…

Hayalleri Uzak Dağ Yollarında Kalan Çaresiz Çocuk

Ne güzel gezer eğlenirsin, güler hoplarsın…

Aşk diye biri var, kapına vardıysa; vay haline(!) derim…

Odadan çıkmamalar, pencerenin dibinde içten muhabbetler, yemeğe geç oturmalar, hayallere haddince kapılmalar…

Hani merhum Kemal ağabeyimiz der ya; siyah bulutlar birbirine aniden vurur da ses çıkar ya, şimşek aşkı…

Cesaretin veya samimi bir arkadaşın varsa aşkını ilan edebilirsin…

Ya bu yoksa(!) işin zor kardeşim…

Derhal sabır denen candan dostu çağır, o sana yardım eder…

Cesaret ise seni kavgalara, tartışmalara, hatta ölümlere zorlar…

Tercih senin?

Düşünüyorum da ah diyorum!

Benim çocukluk dönemlerimde; önce sevdalanırsın sonra ufaktan gözüne girmeye çalışırsın, muhabbet edersin baktın ümidin varsa seversin yoksa sevgili dostumuz sabır gelir…

Çok değil 3-5 yıl öncekilerde de geçerliydi…

“Şimdilerde ne var(!) Ne diyorsun be, ne diye eleştiriyorsun?” diyenler sesinizi duyar gibiyim…

Eleştiririm; bakıyorum millete, (cinsiyete bakmaksızın) ne kadar çok sevgilim olursa mükemmelim(!) güzelim(yakışıklıyım) dünyaya sahip oldum gibisinden havalanmalar…

Bakarsın karşı taraf azıcık severse başlarsın, daha fazlasını istemeye…

Sen nasıldın diye soranlar? Burada mısınız?

Ben kimseyi üzmem, keşke tüm dertler benim olsa da, kimse üzülmese…

Benim mutluluk reçetem; “ insanları seveceksin” ilkesidir…

Öyle bir insanım ki; kendimden çok evrendekileri düşünür, dua ederim…

Yeter ki sevginize layık olmayan kimlikleri, centilmen ve uygar insan kılığındakileri, soyut bir insanlık kavramı içinde eritip saydamlaştırmayı bilin…

Ama halim zor, günde öyle böyle değil destesinden mektuplar!

Mektup mu kaldı, dediniz?

Var dostum, seven kişi cesaret ile tanışmamışsa mektup devreye girer akıtırsın derdini boş yaprakçığa…

Bütün bunları yazarken ilk teklif aldığım zamanlar aklıma geldi!

2000’li yılların başıydı, daha yeni tanıyordum A, B, C harflerini…

Dersteyim, bir çift gözün bana baktığını hissettim…

Kaçsam mı, ya hocaya söylerse?

Teneffüs olmuştu, bütün süreyi koridorda oraya buraya koşuşturarak geçirdim…

Ağabeyler başıma dert gelecek, yardım eden yok mu dercesine sesler kulağımda yankılanmaya başlanmıştı bile…

Nihayet ders zili çalmıştı…

Dış kapılar açıldı…

Kaçmaya, eve gitmeye çalışıyordum…

Dış kapıya varmaya 10 adım kaldı, az gayret…

“ hey oğlum sınıfa…”

Müdür İbrahim Bey’in sesiydi bu…

Çaresiz sınıfın yolunu tuttum, dövecek değildim ya…

Neyse ki sınıfa girdim, o gözler halen üzerimde…

Oturdum sırama, başladım duaya…

O zamanlar bildiğim tek dua Rabbi Yessir’di, başladım okumaya…

İyi de bu başarı duası, ne diye okuyorsun diyenler? O dönemin aklıyla kurtulmaya çalışıyordum zaten…

Ders başladı, “oooooooo’ gibisinden sesler yükselmeye başladı…

Olan oldu, millet bizi âşık ilan etti bile…

Unutur muyum doğum günümdü, kâğıt yolladı…

Ha! Aşk dedim, âşık olmuş…

Tüm okul duydu, tabii ağabeyi de duydu…

Beni pataklamaz mı?

3yaş büyük benden, dövemiyorum da…

Mahalleye geldim, gençler güvenlik kordonu oluşturmuş bile, üzerime çuvallandılar…

Neyse üstümü başımı düzelttim, eve girdim…

Annem top oynamış diye düşünürcesine pantolonumu makineye atarken, kâğıt düşmez mi?

Okudu, oğlum bu ne demez mi?

Şey(!) arkadaşım yazdı demeden enseme elini şaplattı bile…

Komşular da duydu. Aaa bücür, kız seviyormuş…

Komşu kızlarıyla görüşmek bile yasaklandı…

Kapıya çıktım, kızı seven biri varmış çete oluşturup beni dövmez mi?

Ertesi gün okula gittim, hoca efendi duymuş bile…

Sınıfın ahlakını bozmuşum diye dayağımı yedim…

Yazık olmuş diyenler, merak etmeyin köşede icaplarına baktım…

Ne zaman aklıma gelirse gülüyorum, hey gidi günler…

Ağabey altı üstü kız hoşlandı, sanki kız kaçırdık. Koca memlekette hain ilan edildik, bari infazımı da yapsaydılar…

Ey ahali! Merak etmeyin, nasibimi aldım…

Neyse siz, siz olun, kimsenin kalbini kırmayın…

Kalp, Allah’ın komşusudur. Onu kırmayın, Allah için…

Kalp kırmak gönül yıkmak şirkten sonra en büyük günahtır, kul hakkına girer…

Peygamber efendimiz, mübarek elleri ile Kâbe’yi göstererek; “Ey Kâbe, sen Allahın evisin, sen mübareksin fakat bir Müslüman,

bir müminin kalbini kırarsa 70 defa seni yıkmaktan daha büyük

günaha girer buyuruyor.”

Bakıyorum millet birbirini kırıyor, yarışırcasına!

Allah, Allah diyorum!

Bu kocaman evrende; sadece insana özgüdür bu.

Bir köpeğe kızarsınız, söylenirsiniz hatta saldırırsınız lakin o yine kızmaz, asla darılmaz, köşeye çekilir. Bekler gülümsemenizi, gülümsediğinizde kuyruğunu sallar sevgi gösterisinde bulunur…

Ben aşkı ikiye ayırırım; rağmen ve ideal…

Rağmen aşk; her şeye rağmen seven, başkalarına taviz vermeyenlerdir…

Ya ideal aşk; beden keyif, itibar ve para der, başka da demez…

Ne yazık ki ideallere bezendi evren…

Ey vicdan susma, konuş…

Konuş ki insanoğlu kendine gelsin…

Ne yazık ki karşı tarafta da bulaşık yıkatmıyorlar…

derler ya sev seni seveni dağda çoban olsa, sevme seni sevmeyeni Bağdat’ta sultan olsa…

Bugün varsınız, yaşıyorsunuz…

Peki, ya yarın?

Yarın sabah gözlerinizi açamayacağınızı, sevdiklerinizi göremeyeceğinizi düşündünüz mü?

Kaçırdıklarınız, kaybettikleriniz, kırdıklarınız… Hiç mi aklınıza gelmedi?

Öteki tarafta ister istemez seninle yüzleşecekler, hayallerimin katili oldun demeyecekler mi?

Başınızı dik tutabilecek misiniz?

Orda da kahkahalarla sırıtabilecek misiniz?

Bu yüzden durmayın kırdığınız gönlü alın, anlayın, hak verin ve sahiplenin…

Pişman olmayacaksınız, az gayret…

Yapabileceğiniz en iyi şey; tüm sevdiklerinize haykırın” İYİ Kİ VARSIN” deyin…

Ben başladım bile…

“İYİ Kİ VARSINIZ…”

Yazının yayımlandığı tarih: 2 Şubat 2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir